20 Şubat 2012 Pazartesi

Diller, Barlar ve Türküler

Barlara gitmeseydi eğer yaşıyor olacaktı muhtemelen. Halk müziği yerine klasik müziğe ilgisi olsa yine dolmuş kuyruğundaydı yarın, biraz korku yakalardı onu olsa olsa Topkapı Sarayı’nda İdil Biret konserinde fakat bu bile ölümle karşılaştırıldığında kabul edilebilirdi yine de. Zazaca değilde Türkçe isteseydi şu türküyü şimdi Halil İbrahim’i mırıldanıp dönüyordu evine Aliağa’da. Bilseydi başına gelecekleri isterdi belki de. Halil İbrahim hızlanırken geçit vermez kayalarda, o mırıldanırdı Dewrano’ yu korkunun verdiği yenilmişlik ile sessiz içinden. Evine gittiğinde belki yüksek sesle dinlerdi bağırırcasına yenilmişliğini bir nebze olsa yenmek için ve dönerdi sıkıcı işine ertesi gün, yeni bir güne yeni umutlarla başlayarak.

Ama istemedi.

Dinledikten sonra son türküsünü, ilk önce bıçaklandı sonra defalarca vuruldu. Son duyduğu ahenkli bir müziği andıran ses ambulans sireniydi muhtemelen çünkü hastane yolunda kaybetti hayatını. Böylece bir insan daha ayrıldı bu dünyadan sırf kendi dilinde türkü dinlemek istediği için. Diller, barlar ve türküler için daha ne kadar can verilecek bu diyarlarda bilinmez. Zazaca türkü dinlemek isteyen “türkü dostunu” vuranlar ile kürtçe bilmediği türkücüyü vuranlar belki aynı koğuşta volta atıyordur kendi dillerindeki türküleri mırıldanarak. Diyarbakır’ da türkçe türkü dinlemek isteyen biri vurulsa neler yaşarız ertesi gün bu ülkede düşünmek bile istemiyorum. Korktuğumdandır belki…

Diller, barlar ve türküler neden sadece koğuşta ve cennette birlikteler ?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder